KAYGI NEDEN ORTAYA ÇIKAR?

Kaygının nedenlerinden bahsederken tek bir etkenden bahsetmek mümkün değildir. Yoğun kaygı çoğu zaman biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenlerin bir bütünü olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenlerin bir araya gelme şekilleri kişiden kişiye değişmektedir.

Bireysel Yatkınlık: Ailede yoğun kaygı örüntüsünün olmasının bireylerde kaygıya karşı bir yatkınlık oluşturabildiğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Bu durum, genetik faktörlerin yatkınlık oluşturuyor olabileceğinin bir kanıtı olabilir. Ancak bu yatkınlık kaygının kesinlikle ortaya çıkabileceğini göstermez.

Çocukluk Yaşantıları: Çocukluk döneminde kaygılı bir ebeveynle büyümek, güven duygusunun yeterince gelişememesi ya da zorlayıcı yaşam deneyimlerine maruz kalmak, kişinin ilerleyen yıllarda benzer durumlar karşısında daha hızlı kaygı tepkileri vermesine zemin hazırlayabilir. Bu tür deneyimler, kaygının zaman içinde kişinin hayatında yer edinmesine neden olabilir.

Çevresel Etmenler: Yoğun iş temposu, ilişkisel zorlanmalar, ekonomik belirsizlikler ya da yaşam değişimleri, kaygılı insanları sıklıkla gözlemliyor olmak kaygının tetiklenmesinde etkili olabilir.

GÜNDELİK HAYATTA KAYGI DENEYİMİ

Yoğun kaygı ve sürekli endişe hissi, yalnızca belirli durumlarda değil; gündelik yaşamın birçok farklı alanında kendini gösterebilir. Kişi zaman zaman farklı kaygı yaşantılarını tek tek, bazen de bir arada deneyimleyebilir. Kaygı, her bireyde farklı şekillerde ortaya çıkabilir.

Günlük hayatta kaygı şu deneyimlerle kendini gösterebilir:

  • Sürekli olarak “ya … olursa” şeklinde düşüncelerin zihinde dolaşması

  • Huzursuzluk, gerginlik ve tedirginlik hissi

  • İçsel sıkıntı ve rahatlayamama hali

  • Uykuya dalmakta zorlanma ya da sık uyanma

  • Konsantrasyon güçlükleri

  • Bedensel tepkiler (hızlı nefes alıp verme, mide bulantısı, kalp atışlarında hızlanma, terleme, mide ve bağırsak sorunları)

  • Sosyal yaşamda zorlanma veya geri çekilme

  • Günlük işlerde olağandan daha hızlı ya da daha yavaş hareket etme

Uzun süredir devam eden bu tür kaygı yaşantıları, zamanla kişinin hayatında otomatik tepkiler haline gelebilir. Bu durumda benzer yaşantılar karşısında benzer tepkilerin tekrar ettiği gözlemlenebilir.

KAYGI İÇİN NE ZAMAN DESTEK ALINMALI

Kaygı hissi her zaman zorlayıcı bir durum değildir; bazı zamanlarda yaşamın doğal bir parçası olarak ortaya çıkabilir. Bu nedenle hissedilen her kaygı deneyimi profesyonel destek gerektirmez. Ancak bazı durumlarda kaygı, kişinin yaşamında giderek daha zorlayıcı bir hale gelebilir ve işlevselliği olumsuz yönde etkileyebilir.

Aşağıdaki durumlarda destek almak faydalı olabilir:

  • Uzun süredir devam eden kaygı ve endişe hissi

  • Gündelik yaşamın, hissedilen kaygıdan belirgin şekilde etkilenmesi

  • Kaygı nedeniyle yaşam alanlarının giderek kısıtlanması

  • Kaygı ile baş etmek için denenen yöntemlerin yeterli gelmemesi

  • Yorgunluk hissinin artması, uykuya dalmakta zorlanma ya da aşırı uyku yaşantıları

  • Konsantrasyon güçlüklerinin artması

Kaygı için alınan destek; kaygının hangi durumlarda ortaya çıktığını fark edebilmek, zaman içindeki örüntülerini anlamak, başa çıkma biçimlerini gözden geçirmek ve kişi için daha işlevsel yollar geliştirebilmek açısından destekleyici bir alan sunar.

KAYGI YAŞANTILARINDA TERAPİ

Kaygı yaşantılarında terapi, yalnızca kaygının azaltılması olarak ele alınmaz. Terapi süreci; kaygının ne zaman ortaya çıktığını, hangi koşullarda sürdüğünü ve kişinin hayatında nasıl bir döngü haline geldiğini anlamaya odaklanır. Kaygı döngüsünün fark edilmesi, geçmiş deneyimlerin bulunması ve tüm bu süreçlerin birlikte ele alınması daha kalıcı ve anlamlı bir değişim için önemlidir.

BDT Perspektifinden Kaygı

Bilişsel Davranışçı Terapi’de kaygı; bireyin kaygı yaratan durumu yorumlama şekli, otomatik olarak ortaya çıkan düşünceleri ve bu düşüncelerin yol açtığı duygu ve davranışlar üzerinden ele alınır. Terapi sürecinde tehdit olarak algılanan durum karşısındaki düşünce örüntülerinin keşfedilmesi ve bu döngülerin sağlıklı olanlar ile değiştirilmesi hedeflenir. Bu şekilde kişiler kaygı yaratan durumlar ile daha sağlıklı ve işe yarar başa çıkma yöntemlerini keşfedebilirler.

Şema Terapi Perspektifinden Kaygı

Şema Terapi’de kaygı; yalnızca bugün kişinin hissettiği kaygı üzerinden ele alınmaz. Bunun yanında, kaygının geçmiş yaşantılarla nasıl şekillendiği ve zaman içinde hangi deneyimlerle pekiştiği de ele alınır. Terapi sürecinde kaygının hangi yaşam deneyimleriyle bağlantılı olabileceği, hangi durumlarda daha kolay tetiklendiği ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişki içindeki yeri anlaşılmaya çalışılır.

Bu yaklaşımda amaç, kaygıyı sadece bastırmak ya da kontrol altına almak değil; kaygının arkasındaki ihtiyaçları, anlamları ve tekrar eden döngüleri fark edebilmektir. Şema Terapi ile ilerleyen bir süreçte kişi, geçmiş deneyimleri ile bugün yaşadığı kaygı arasındaki bağlantıları daha net görebilir, bu örüntüler üzerinde çalışarak yeni başa çıkma yolları geliştirebilir ve kaygı döngülerini daha erken fark edip düzenleyebilir.

KAYGI NEDİR?

Kaygı, tehdit olarak algılanan ya da kişiye belirsiz hissettiren durumlar karşısında ortaya çıkan tepkileri içermektedir. Aslında kaygı, endişe verici durumlara karşı gelişen doğal bir tepkidir ve her zaman rahatsız edici değildir. Örneğin gündelik yaşamda bir sunum öncesinde ya da iki seçenek arasında kararsız kalınan durumlarda kaygı hissedilebilir. Bu tür kaygılar, kişinin daha dikkatli olmasını ve harekete geçmesini sağlayabilir. Bu nedenle burada daha sağlıklı ve işlevsel bir kaygıdan söz etmek mümkündür.

Ancak bazı durumlarda kaygının yoğunluğu giderek artabilir; ortaya çıkış nedenleri belirsizleşebilir ve yaşanan durumla orantısız bir kaygı deneyimi oluşabilir. Bireyler için oldukça yorucu olan bu durum yoğun kaygı ve sürekli endişe hali olarak kendini gösterebilir. Kişilerin hayatındaki bu durum giderek hayatı daha da zorlaştıran bir deneyimdir.

Kaygının yoğun olarak deneyimlendiği noktalarda başa çıkma stratejilerinin de yetersiz kaldığı görülebilir. Kısa vadede işe yarıyor gibi görünen bu yöntemler uzun vadede işelvsiz olabilmektedir. Hatta bu başa çıkma sistemleri çok daha eskiden kişinin hayatında yer edinmiş olabilir. Bu nedenle yoğun kaygı yaşantılarında, yalnızca o anki duygular değil; düşünceler, davranışlar ve kişinin yaşamı boyunca tekrar eden başa çıkma biçimleri de önem kazanır. Bu örüntüler çoğu zaman geçmiş yaşantılarla şekillenmiş ve zaman içinde otomatik hale gelmiştir. Kaygıyla ilişkili tüm bu süreçlerin bir arada ele alınması, kişinin yaşadığı zorlanmayı daha iyi anlayabilmesi açısından önemli bir yer tutar.

SIK SORULAN SORULAR

Kaygı ne zaman problem haline gelir?

Kaygı, yaşamın doğal bir parçasıdır. Ancak hissedilen kaygı kişi için yoğun zorluklara neden olduğunda, uzun süreli bir sürece dönüştüğünde, kişinin günlük yaşamı bu kaygıdan etkilenmeye başladığında artık kaygının bireyler için problem haline geldiğinden bahsedilebilir. Böyle bir süreçte uzmandan destek almak faydalı olabilir.

Neden yoğun kaygı hissediyorum?

Kaygı tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkmaz. Bireysel yatkınlıklar, çevresel koşullar, geçmiş yaşantılar, stres düzeyi, yaşam olayları ve kişinin zaman içinde geliştirdiği başa çıkma biçimleri kaygının ortaya çıkmasında etkili olabilir. Bu nedenle her bireyin kaygı deneyimi kendine özgüdür.

Kaygı kadınlarda daha mı fazla oluyor?

Yapılan bazı çalışmalar, kaygı yaşantılarının kadınlarda daha sık bildirildiğini göstermektedir. Bunun nedenleri net olmamakla birlikte; toplumsal roller, yaşam koşulları, stres faktörleri ve biyolojik farklılıkların bu durumla ilişkili olabileceği düşünülmektedir.

Kaygı kendiliğinden geçer mi?

Kaygı zaman zaman artıp azalabilir. Ancak uzun süredir devam eden, farklı alanlarda kendini gösteren ve kişinin yaşamını zorlaştıran kaygı yaşantıları her zaman kendiliğinden ortadan kalkmayabilir. Bu gibi durumlarda destek almak süreci kolaylaştırabilir.

Yoğun kaygı yaşıyorum, ilaç kullanmam gerekiyor mu?

İlaç kullanımı kişiden kişiye göre değişiklik gösterir. Bazı durumlarda ilaç desteği faydalı olabilirken, bazı kişiler için gerekli olmayabilir. Bu konuda değerlendirme yapılabilmesi için bir psikiyatrist görüşü almak önemlidir. Terapi ve ilaç desteği bazı durumlarda birlikte, bazı durumlarda ayrı ayrı ele alınabilir.

Terapiye başlamak için çok yoğun kaygı hissediyor olmak mı gerekir?

Hayır, Terapiye başlamak için çok yoğun kaygı hissedilmesi gerekmez. Her bireyin süreci farklıdır.

Her bireyin süreci farklıdır. Kaygının terapide işlenmesi için çok yoğun bir kaygı hissetmek gerekmez. Bunun yerine dikkat edilmesi gereken kişinin hayatını ne şekilde etkilediği, ne kadar süredir devam ettiği ve kaygı ile nasıl baş edildiğidir. Kendisini bu konuda rahatsız hisseden, kendi kaygısını daha iyi tanımak isteyen ya da hayatındaki etkilerini azaltmak isteyen herkes terapiye başlayabilir.

Tedavi sonrasında kaygı bozukluğum tekrar geri gelebilir mi?

Kaygı yaşantıları, yaşamda karşılaşılan stresli dönemlerde yeniden yoğunlaşabilir. Ancak daha önce destek almış ve kaygısını tanımış kişiler, bu süreci genellikle daha farkında ve daha yönetilebilir şekilde deneyimler.

Adres

Ofisimiz Kadıköy/Göztepe'de yer almaktadır. Yüz yüze ve online terapi seansları için randevu alabilirsiniz.